Okuma Süresi : 5 dakika

Arap Kahvesi ile birlikte, bilinen ilk kahvelerden birisi olan Türk Kahvesi nedir sorusunu pek sormamış olmamız kuvvetle muhtemel. Zira yüzlerce yıldır kültürümüzün içinde bulunan, atasözlerimize bile girmiş, insanları sosyalleştirmiş, toplumları dönüştürmüş, bünyesinde bir yığın ilginç gerçek biriktirmiş bu kara sıvıyı oldukça içselleştirmişiz. Bununla birlikte, üzerinde çok da düşünmemiş olsak da, bu toprakların bir insanı olarak, dünya’da Türk adının geçtiği en güçlü markalardan birisi olan Türk Kahvesi nedir bilmek gerekir…

Osmanlı İmparatorluğu Öncesi’nde Kahve

Kahve ağacından elde edilen kahve, çok ağırlıklı olarak “kahve çekirdeği kuşağı” denilen oğlak dönencesi ile yengeç dönencesi arasında yer alan kuşakta yetişmektedir. Bu kuşakta yer alan Etiyopya (eski adıyla Habeşistan) ve Yemen bölgesinde 9. yüzyıldan başlayarak kahvenin çeşitli şekillerde tüketildiği bilinmektedir. Zaman içinde gerçekleşen kültürel etkileşim ile birlikte kahvenin yakın coğrafyalarda da tüketilmeye başlandığını söylemek mümkündür.

Bu yayılma sürerken, Osmanlı İmparatorluğu ile Memlüklüler arasında gerçekleşen savaşlar sonucu Memlük hanedanının ortadan kalkması ile birlikte, Yemen bölgesi 1538 yılında, Etiyopya bölgesi ise 1557 yılında Osmanlı Hakimiyetine girmiştir. Bu yönetim değişimi ile başlayan kültürel etkileşime Osmanlıların dahil olması sonucunda, kahvenin Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasına kısa sürede yayıldığı bilinmektedir. 

Kahveden Türk Kahvesi’ne…

Bu yayılma sürecinde kahveyi İstanbul’a takdim eden kişinin, kahvenin Etiyopya’dan Yemen’e getirilmesini sağlayan ve 15. ve 16. yüzyılda yaşayan Osmanlı Valisi Özdemir Paşa olduğu belirtilmektedir1.

Saraya takdim edilen kahve, zaman içinde önce sarayda padişah ve hanedan üyelerince, sonra saray eşrafınca, ardından da halka tarafından oldukça sevilmiş, sıklıkla tüketilmeye başlanmıştır. Her geçen gün daha da sevilen kahve, daha sonradan keşfedilen güğüm ve cezvelerde pişirme gibi yeni hazırlama yöntemleri sayesinde bugünkü adını, Türk Kahvesi adını almıştır.

Kahve keyfinin giderek artması ile birlikte, İmparatorluğun başkenti olan İstanbul’da bu durum bir ticari fırsat olarak görülmüş, ilk kahve dükkanı da İstanbul Tahtakale’de Kiva Han adı altında açılmıştır ve açılan kahvehaneler kısa sürede çoğalmıştır.

Haremde cariyerelere doğru kahve pişirme dersi verilecek kadar önemsenen Türk kahvesi, dönemin konaklarında da önem verilen içeceklerden birisi olmuştur. Kahve, taze kavrulmuş kahve çekirdeklerinin bir öğütücü veya havan aracılığı ile ince bir şekilde öğütüldükten sonra soğuk su ve istenirse şeker ile cezvede ocağın üzerinde pişirilerek hazırlanmıştır. Pişerken köpüğün oluşmasına dikkat edilen kahvenin sunumunda su ve Türk lokumunun eşlik ettiği bilinmektedir.

Yabancıların Gözünden Türk Kahvesi

Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmek ve iletişim kurmak gibi amaçlarla seyahat eden Avrupalıların seyahatnamelerinde yer verdikleri gözlemleri arasında Türk kahvesi de dikkatlerini çeken bir kültürel değer olmuştur.

Örneğin 17. yüzyılda imparatorluk coğrafyasını gezen ve tarafsız gözlemler yaptığı bilinen Fransız seyyah Jean de Thévenot’un kahvenin Osmanlı toplumundaki önemine ilişkin ilginç gözlemleri mevcuttur. Thévenot, “Çok sık içtikleri bir içecekleri vardır, adına kahve derler ve günün her saatinde içerler. Zengin veya fakir, her Türk günde en az iki fincan kahve içer2.” diyerek dönemin halkının kahve düşkünlüğünü belirtmiş, “Her koca, karısına kahve temin etmekle yükümlüdür” diyerek de kahvenin aile hukukunda bile bir yeri olduğunu vurgulamıştır. Yine aynı eserinde Thévenot “(Türkler) Onları görmeye bir arkadaşları geldiğinde, bir fincan kahve, ardından şerbet ve ardından buhur3 ikram ederler.”4 diyerek Türklerin misafir ağırlama adetlerinde kahvenin yerini belirtmektedir.

Bir bitkibilimci olan ve Fransa devleti tarafından bitkiler üzerine araştırma yapmak ve bitki toplamak üzere 1700 yılında doğuya gönderilen Joseph Pitton de Tournefort, Menemen’den Efes’e giderken, bir Türk’ün yol kenarındaki bir çayıra yerleştirmiş olduğu ahşap dükkanda Türk kahvesi içer ve “Mudanya yolu üzerindeki kaplıcalarda sigara, kahve ve şerbet içilebiliyor” diye seyahatnamesinde bahseder5.

Fransa’da doğmuş ve hukuk, kimya ile eczacılık eğitimi almış, Fransa’da belediye başkanlığı, yargıtay üyeli yapmış, kendini gastronomiye adamış olan Jean Anthelme Brillat-Savarin, kendisini ünlü kılan ve 1825 yılında çıkan Physiologie du Goût ou Méditations de Gastronomie Transcendante adlı eserinde “Bu konuda (Kahve kastediliyor) bizim ustalarımız olan Türkler, kahveyi öğütmek için değirmen kullanmazlar, bunu ahşap dibek tokmaklarıyla havanlarda ezerler ve bu gereçler bu işte uzun süre kullanıldıktan sonra değerlenir ve yüksek fiyatlardan satılır6.” diyerek hem kahveyi Türkler’den öğrendiklerini söyleyerek haklarını teslim ediyor hem de kahve öğütümü konusunda dönemin tercihlerini vurguluyor.

1874 yılında İstanbul’u ziyaret eden ve bir süre burada İstanbul’da yaşamış İtalyan yazar ve şair gezgin Edmondo de Amicis ise “Galata Kulesi’nin ve Beyazıt Kulesi’nin tepelerinde kahve vardır, vapurlarda kahve vardır, mezarlık içinde kahve vardır, resmi dairelerde kahve vardır, hamamlarda kahve vardır, çarşı içinde kahve vardır. İnsan İstanbul’un neresinde bulunursa bulunsun, etrafına hiç bakmadan sadece bağırması yeterlidir “kahve!” üç dakika sonra önünüzde bir kahve tütmeye başlar7.” diyerek kahvenin toplumun her kademesinde yer aldığını anlatır. Yine aynı eserinde Edmondo de Amicis, “İstanbul’un her tarafında, kahve, çok şekerli olarak hazır bulundurulur ve bir bardak suyla getirilir. Türkler fincanı ağızlarına götürmeden evvel suyu içerler.”8 diyerek Türk kahvesine ilişkin bir başka gözlemini paylaşır.

Kültür Mirası Türk Kahvesi

Böyle köklü bir geçmişi olan ve kökleri bulunan bir içeceğin, her ne kadar yerinin bir kısmını dünyanın en çok içilen bir diğer içeceği olan çaya kaptırmış olsa da, kültürel değeri oldukça yüksektir. Türk kahvesinin kendine has özellikleri bulunmaktadır ve tarihsel olarak ilk kahve hazırlama yöntemlerinden birisine sahiptir. Bu nedenlerle Türk Kahvesi ve pişirme yöntemi 2013 yılı itibariyle UNESCO Somut Olmayan Kültür Varlığı olarak tescil edilmiştir.

Bugün…

Bugün geldiğimiz noktada, özellikle çay üretiminin ülkemizde artmasına ve yüksek miktarda kahve ithalatını kısıp dış ticaret açığını azaltma hedefine bağlı olarak, çay ülkemizde en çok içilen içecek olmuştur. Bununla birlikte dünyanın en çok içilen içeceklerinden birisi olan kahve hala ülkemizde yaygın bir şekilde tüketilmektedir. Hatta dünya üzerinde zincir kahvecilerin ve üçüncü dalga denilen butik kahvecilerin artışı ile birlikte, Türk Kahvesi’ne ilginin tekrar yükseldiğini söylemek mümkündür.

Adımızın geçtiği, belki de dünya üzerinde en büyük markalarımızdan birisi olan, UNESCO Somut Olmayan Kültür Varlığı olarak tescil edilen ve 1500’lü yıllardan bugüne gelerek 500 yılı aşkın bir süredir devam eden geleneği, Türk Kahvesi kültürünü devam ettirmek ve korumak üzerimize düşen sorumluluklardan birisidir. 

Öyle değil mi?

Yazı Notları
İlk Yayın Tarihi, 05/02/2020
Boosted Uygulaması Ölçümüne Göre,
Çalışılan Gün, 2 gün
Çalışma Süresi, 5 saat 15 dakika

4 thoughts

  1. Kahvenin Türk adıyla anılması gurur verici. Yine kahvenin tarihi hakkında öğretici bir yazı. 👍 👏

    1. Bugüne kadar öyle gelmiş ve Türk Kahvesi bir marka olarak yüzyıllardır var olmuş. Ancak bundan sonra var olup olmayacağı da bize bağlı.

  2. Bana bir sade Türk kahvesi lütfen 🙂
    Kahvenin tarihsel gelişimi hakkında ufuk açıcı bir yazı olmuş, tebrik ederim. Ülkemizdeki çay-kahve rekabetinde kahvenin tarafında olduğumu belirtmek isterim.

    1. Ben teşekkür ederim. Ben çay-kahve rekabetinde tarafgirliğimiz biraz dengeli, ama yine de biraz daha kahveden yanayım gibi. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir