Okuma Süresi : 6 dakika

Arap Kahvesi ile birlikte, bilinen ilk kahvelerden birisi olan Türk Kahvesi nedir sorusunu pek sormamış olmamız kuvvetle muhtemel. Zira yüzlerce yıldır kültür çerçevemizin içinde bulunan, atasözlerimize bile girmiş, insanları sosyalleştirmiş, toplumları dönüştürmüş olan bu kara sıvı, bünyesinde bir yığın ilginç gerçeği de biriktirmiş. Bununla birlikte, çok içselleştirmemiz nedeniyle üzerinde çok da düşünmemiş olduğumuz, ancak dünya’da Türk adının geçtiği en güçlü markalardan birisi olan Türk Kahvesi nedir -bu toprakların bir insanı olarak- bilmek gerekir…

Osmanlı İmparatorluğu Öncesinde Kahve

Türk Kahvesi nedir ele almadan önce kahveye değinmek yerinde olacaktır. Kahve ağacından elde edilen kahve, ağırlıklı olarak “kahve çekirdeği kuşağı” denilen oğlak dönencesi ile yengeç dönencesi arasında yer alan kuşakta yetişmektedir. Bu kuşakta yer alan Etiyopya’da (eski adıyla Habeşistan) ve Yemen bölgesinde 9. yüzyıldan başlayarak kahvenin çeşitli şekillerde tüketildiği bilinmektedir. Gerçekleşen kültürel etkileşimler ile birlikte, zaman içinde kahvenin yakın coğrafyalarda da tüketilmeye başlandığını söylemek mümkündür.

Bu yayılma süreci devam ederken, Osmanlı İmparatorluğu ile kendilerine ed-Devletü’t-Türkiye, yani Türkiye Devleti diyen Memlükler arasında yapılan savaşların sonucunda Memlük yönetimi ortadan kalkmıştır. Bu gelişme ile birlikte, 1538 yılında Yemen bölgesi, 1557 yılında ise Etiyopya bölgesi Osmanlı Hakimiyetine girmiştir. Bu yönetim değişimi ile başlayan kültürel etkileşime Osmanlıların dahil olması sonucunda, kahvenin Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasına kısa sürede yayıldığı bilinmektedir. 

Kahveden Türk Kahvesi’ne…

Bu yayılma sürecinde kahveyi İstanbul’a takdim eden kişinin, kahvenin Etiyopya’dan Yemen’e getirilmesini sağlayan ve 15. yüzyıl sonu ile 16. yüzyıl başında yaşayan Osmanlı Valisi Özdemir Paşa olduğu belirtilmektedir1.

Saraya takdim edilen kahve, sarayda padişah ve hanedan üyelerince büyük ilgi görmüştür. Zamanla saray eşrafı, ardından da halk tarafından beğenilen kahve, yaygın bir şekilde tüketilmeye başlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nda, haremde cariyerelere doğru kahve pişirilmesi konusunda ders verilecek kadar önemsenen Türk kahvesi, dönemin konaklarında da ilgi gören içeceklerden birisi olmuştur.

Zaman ilerledikçe kahveseverlerin giderek artması ile birlikte, bu durum ticari bir fırsat olarak değerlendirilmiştir. İlk kahve dükkanı da imparatorluğun başkenti olan İstanbul’da, Tahtakale’de Kiva Han adı altında açılmıştır. İstanbul halkından yoğun ilgi gören kahvehaneler önce başkentte, daha sonra da imparatorluğun diğer şehirlerinde kısa sürede çoğalmıştır.

Hemen herkes tarafından ilgi gören kahve, zamanla güğüm ve cezve ile pişirme gibi keşfedilen hazırlama yöntemleri sayesinde bugünkü adını, Türk kahvesi adını almıştır. Türk kahvesi olarak adını kazanan bu kahve, taze kavrulmuş kahve çekirdeklerinin bir öğütücü veya havan aracılığı ile ince bir şekilde öğütüldükten sonra soğuk su ve istenirse şeker eklenerek cezve ile ocağın üzerinde pişirilerek hazırlanmıştır. Pişerken köpüğün oluşmasına özellikle dikkat edilen Türk kahvesinin sunumuna su ve Türk lokumunun eşlik ettiği bilinmektedir.

Yabancıların Gözünden Türk Kahvesi

Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmek ve imparatorluğun unsurları ile iletişim kurmak gibi amaçlarla seyahat eden Avrupalıların, seyahatnamelerindeki gözlemleri arasında Türk kahvesi, dikkatleri ayrıca çekmiştir.

Örneğin 17. yüzyılda imparatorluk coğrafyasını gezen ve tarafsız değerlendirmeleri ile bilinen Fransız seyyah Jean de Thévenot’nun kahvenin Osmanlı toplumundaki önemine ilişkin ilginç gözlemleri mevcuttur. Thévenot,

“Çok sık içtikleri bir içecekleri vardır, adına kahve derler ve günün her saatinde içerler. Zengin veya fakir, her Türk günde en az iki fincan kahve içer2.”

diyerek dönemin halkının kahve düşkünlüğünü belirtmiş,

“Her koca, karısına kahve temin etmekle yükümlüdür.”

diyerek de kahvenin aile ilişkilerinde bile bir yeri olduğunu vurgulamıştır.

Yine aynı eserinde Thévenot “(Türkler) Onları görmeye bir arkadaşları geldiğinde, bir fincan kahve, ardından şerbet ve ardından buhur3 ikram ederler.”4 diyerek Türklerin misafir ağırlama adetlerinde kahvenin yerini belirtmektedir.

Kahve hakkında gözlemi olan bir diğer seyyah da Joseph Pitton de Tournefort’tur. Bir bitkibilimci olan Tournefort, Fransa devleti tarafından bitkiler üzerine araştırmalar yapmak ve bitki toplamak üzere 1700 yılında doğuya gönderilmiştir. Tournefort, Menemen’den Efes’e giderken, bir Türk’ün yol kenarındaki bir çayıra yerleştirmiş olduğu ahşap dükkanda Türk kahvesi içer ve,

“Mudanya yolu üzerindeki kaplıcalarda sigara, kahve ve şerbet içilebiliyor.”

diye seyahatnamesinde bahseder5.

Fransa’da doğmuş olan hukuk, kimya ve eczacılık eğitimi almış, belediye başkanlığı ve yargıtay üyeliği yapmış, kendini gastronomiye adamış olan Jean Anthelme Brillat-Savarin de kahveden bahseder. Gastronomi konusunda önemli tarihi kişiliklerden birisi olan Brillat-Savarin, kendisini ünlü kılan ve 1825 yılında çıkan Lezzetin Fizyolojisi ya da Yüce Mutfak Üzerine Düşünceler6 adlı eserinde,

“Bu konuda (kahve kastediliyor) bizim ustalarımız olan Türkler, kahveyi öğütmek için değirmen kullanmazlar, bunu ahşap dibek tokmaklarıyla havanlarda ezerler ve bu gereçler bu işte uzun süre kullanıldıktan sonra değerlenir ve yüksek fiyatlardan satılır7.”

sözleriyle hem kahveyi Türkler’den öğrendiklerini söyleyerek haklarını teslim etmekte, hem de kahvenin öğütülmesi konusunda dönemin tercihlerini vurgulamaktadır.

1874 yılında İstanbul’u ziyaret edip, bir süre de dönemin başkentinde yaşamış İtalyan yazar, şair ve gezgin Edmondo de Amicis’in de kahveyle ilgili bir gözlemi vardır. Edmondo de Amicis,

“Galata Kulesi’nin ve Beyazıt Kulesi’nin tepelerinde kahve vardır. Vapurlarda kahve vardır. Mezarlık içinde kahve vardır. Resmi dairelerde kahve vardır. Hamamlarda kahve vardır. Çarşı içinde kahve vardır. İnsan İstanbul’un neresinde bulunursa bulunsun, etrafına hiç bakmadan sadece bağırması yeterlidir. “Kahve!”. Üç dakika sonra önünüzde bir kahve tütmeye başlar8.”

diyerek kahvenin toplumun her kademesinde yer aldığını anlatır.

Yine aynı eserinde Edmondo de Amicis,

“İstanbul’un her tarafında, kahve, çok şekerli olarak hazır bulundurulur ve bir bardak suyla getirilir. Türkler fincanı ağızlarına götürmeden evvel suyu içerler.”9

diyerek Türk kahvesine ilişkin bir başka gözlemini paylaşır.

Kültür Mirasımız Türk Kahvesi

Böyle köklü bir geçmişi bulunan ve derin köklere sahip kahvenin kültürel değeri, her ne kadar yerini dünyanın en çok içilen bir diğer içeceği olan çaya kaptırmış olsa da, oldukça yüksektir. Kendine has özellikleri bulunan ve ilk kahve hazırlama yöntemlerinden birisi ile hazırlanan Türk kahvesi yüksek bir kültürel değere sahiptir. Bu nedenle Türk kahvesi ve pişirme yöntemi 2013 yılı itibariyle UNESCO Somut Olmayan Kültür Varlığı olarak tescil edilmiştir.

Bugün…

Çay üretiminin artması ve yüksek miktarda kahve ithalatının kısılarak dış ticaret açığının azaltılması hedeflendiği için, bugün geldiğimiz noktada ülkemizde en çok içilen içecek çay olmuştur. Bununla birlikte dünyanın en çok içilen içeceklerinden birisi olan kahve hala ülkemizde yaygın bir şekilde tüketilmektedir. Hatta dünya üzerinde zincir kahvecilerin ve butik kahvecilerin artışı ile birlikte, Türk kahvesi’ne ilginin tekrar yükseldiğini söylemek mümkündür.

Adımızın geçtiği, belki de dünya üzerinde en büyük markalarımızdan birisi olan, UNESCO Somut Olmayan Kültür Varlığı olarak tescil edilmiş ve 1500’lü yıllardan bugüne gelerek 500 yılı aşkın bir süredir devam eden geleneği, Türk kahvesi kültürünü devam ettirmek, Türk Kahvesi nedir bilmek ve Türk kahvesini korumak üzerimize düşen sorumluluklardan birisidir. 

Sizce de öyle değil mi?

Bu Yazıyı Bir de Dinlemek İstemez miydiniz?

Yazar, Mide Mühendisi
Seslendiren, Tolga Çiçek
Müzik, Kevin MacLeod, Shades of Spring, https://filmmusic.io/

Yazı Notları
İlk Yayın Tarihi, 05/02/2020
Son Güncelleme, 26/04/2020
Boosted Uygulaması Ölçümüne Göre,
Çalışılan Gün, 2 gün
Çalışma Süresi, 5 saat 15 dakika

6 thoughts

  1. Kahvenin Türk adıyla anılması gurur verici. Yine kahvenin tarihi hakkında öğretici bir yazı. 👍 👏

    1. Bugüne kadar öyle gelmiş ve Türk Kahvesi bir marka olarak yüzyıllardır var olmuş. Ancak bundan sonra var olup olmayacağı da bize bağlı.

  2. Bana bir sade Türk kahvesi lütfen 🙂
    Kahvenin tarihsel gelişimi hakkında ufuk açıcı bir yazı olmuş, tebrik ederim. Ülkemizdeki çay-kahve rekabetinde kahvenin tarafında olduğumu belirtmek isterim.

    1. Ben teşekkür ederim. Ben çay-kahve rekabetinde tarafgirliğimiz biraz dengeli, ama yine de biraz daha kahveden yanayım gibi. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir