Okuma Süresi : 4 dakika

Birisi de güzel ülkemiz olmak üzere 5 ülkede 19 şehri kapsayan ve 20 gün süren 4.276 kilometrelik Balkan Seyahati 2019 adlı seyahatimiz ile ilgili olarak, bu ülkelere giderken dikkat edilecek konuları, bu ülkelerde yaptığımız gözlemleri, genel karşılaştırmalı gözlemleri ve bu Balkan seyahatinin bize düşündürdüklerini SosyalAnneBaba blogumuzda paylaşmıştık. Gördüklerimizi anlattıktan sonra sıra yediklerimizde, Mide Mühendisi olarak Balkanlardan damağımızda ve dimağımızda kalanlar konusunda…

Yunanların Lezzetlerimize Sahip Çıkması

Yunanistan’da gezerken marketlerde, sahillerde ve şehirlerde bir hususun dikkatinizi çekmemesi mümkün değil. Sevgili komşularımız, Anadolu’da var olan ve bizim Mutfak kültürümüze ait olduğunu bildiğimiz birçok lezzete sahip çıkıyorlar. Görebildiğimiz kadarıyla Yunanlar,

  • Yüzyıllardır evlerimizde yapılan ve sıklıkla da hayır için yaptırıp dağıtılan pişiye veya diğer bir adıyla lokmaya “loukuma” diyerek,
  • Tüm dünyada “Turkish Delight” olarak tanınan ve bilinen lokuma “loukoumi” diyerek,
  • 17. yüzyılda kaleme alınmış seyahatnamesinde Evliya Çelebi tarafından Kırım’da yapıldığı anlatılan, bununla birlikte kökeninin Orta Asya’ya dayandığı düşünülen ve tarihteki ilk görseli İngiliz fotoğrafçı James Robertson’un 1850’de İstanbul’da çektiği dönere “gyros” diyerek,
  • 11. yüzyılda yazılmış olan Divanü Lugati’t Türk’te geçen helvaya “halva” diyerek,
  • Yine Divanü Lugati’t Türk’te geçen ve Papa V. Pius’ın 1570’de “üzerine şeker ve tarçın serpilmiş Türk usulü sütlü pirinç” olarak sunulan sütlaca “rizogalo” diyerek,
  • Hatta yüzlerce yıldır Anadolu’da yapılan ve 1473 yılında Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nde Topkapı Sarayı’nda pişirildiği saray mutfak defterlerinde geçen baklavaya “baklava” diyerek,

sahip çıkıyorlar.

Bunun yanı sıra, belki dünyada Türk adı ile en fazla markalaşmış lezzetimiz olan Türk kahvesine de Türk kahvesi demeyip, ibrik kahvesi diyorlar.

Sahipleniyorlar, Ama Düzgünce Sahipleniyorlar da…

Yunanlar dediğim üzere, coğrafi yakınlık ve nüfus etkileşimlerinin bir sonucu olarak olsa da, Anadolu’nun değerlerini ve Türk Mutfağı’na ait lezzetleri sahipleniyor. Tüm ürünlerin sağında, solunda, kenarında, ortasında Geleneksel Yunan, orjinal Makedonyalı (Yunanlılar “Makedonya”nın da kendi topraklarında olduğunu ve Yunan olduğunu iddia ediyorlar), otantik Yunan gibi tanımlar ile Yunanistan bayrağını bolca kullanıyorlar. Yani ürettikleri hemen her üründe ülkelerine, kendilerine ait birçok iz, imge, mesaj bulunuyor.

Ek olarak bu lezzetlere sahip çıkarken, bu lezzetlerin hakkını verip, geliştirip, koruyarak sahiplendiklerini de söylemek gerek. Örneğin bizde tatlı olarak sunulan lokmayı (pişiyi) ortası delik gibi yapıp, toz şekere bulayıp, batılıların “donut” severliği üzerinden ilerliyorlar. Ya da sakızları ile meşhur bir ülke olarak, içme suyunu güzel bir cam şişede ve sakızlı olarak hazırlayarak, sıradan bir suya bile fark katabiliyorlar.

Bir de, bu ürünleri yerli ve yabancı müşterilerine ulaştırabilecek, sadece kar odaklı olmayan ve aç gözlü davranmayan işletmeler kurmuşlar…

Hal böyle olunca başka kültürün ürünü olan lezzetleri sahiplenip, markalaştırıp sonra düzgün bir şekilde sununca; gidişat, o kültürel öğenin gerçek sahibinden daha da çok sahibi olma istikametinde ilerliyor.

Türk Mutfağı’na İlgi ve Övgüler

Türk olduğumuzu ve Türkiye’den geldiğimizi öğrenildiğinde Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk ve Karadağ’daki muhataplarımızın Türkiye’yi ziyaret edenlerinin hemen hepsinden coşkulu bir “Mutfağınız müthiş!” bildirimi aldık. Bu durum aslında, esasen gerçekten mutfağımızın derinliği ve güçlü olmasından kaynaklanmakla birlikte, sevgili Priscilla Mary Işın’ın Osmanlı Mutfak İmparatorluğu adlı kitabında Avusturyalı İranbilimci Bert Fragner’in görüşünü aktardığı üzere “Osmanlı İmparatorluğu tarihe karışmış olmasına rağmen, Osmanlı Mutfağı’nın etkisi altındaki geniş bölgede Osmanlı Mutfak İmparatorluğu’nun varlığını devam ediyor olmasının” da katkısının bulunduğunu ve ortak kültürel geçmişin halen bir seviyede var olduğunu düşündürüyor.

Yemek Öncesi İkram

Yunanistan’da, Makedonya’da, Arnavutluk’ta ve Karadağ’da gittiğimiz birçok işletmede siparişimizi verdikten sonra, doğal olarak beklemeye geçtik. Bu bekleme esnasında, ülkemizdeki yaygın uygulamanın aksine, hem müşteriyi oyalamak hem de birşeyler ikram etmek için, girizgah kabilinden ekmek ve zeytinyağı sunan tek yer Yunanistan’da Sarti’deki Kotsaris adlı restoran idi. Bunun dışında, yemek öncesi ikram niyetine çeşitli ufak lezzetler sunulmasının pek de yaygın olmadığını söylemeliyim.

Arnavutluk’ta İtalya Etkisi

Arnavutluk’ta yiyecek sektöründe dikkat çekici bir İtalyan etkisi mevcut olduğu kolaylıkla söylenebilir. Marketlerde birçok İtalyan ürününün olmasının yanında, İtalyan ürünleri için özel bölümler kurmuş olan marketler de mevcut. Bunun dışında İtalyan tarzında kahve dükkanları ile tatlı ve pasta üzerine hizmet veren şık işletmeler de mevcut. Bu dört ülke arasında alım gücümüzün en yüksek olduğu ülke Arnavutluk olduğunu göz önüne alınca, Arnavutluk’taki, özellikle de başkent Tiran’ın lezzet açısından önemli bir potansiyeli barındırdığını söylemek mümkün…

Lezzetlerde Markalaşma…

Bu ülkelerin lezzetlerinde markalaşmanın -Yunanistan hariç- çok iyi seviyede olduğunu söylemek zor. Yunanistan yüzyıldır batı bloğunda bulunmanın ve de belki de AB’ye diğer ülkelere göre daha önce girmenin avantajı ile lezzetlerinin markalaşması için gerekli adımları önceden atmış. Batı dünyası ile yoğun ilişkileri son on yıllarda kuran Makedonya, Arnavutluk ve Karadağ’ın ise daha geriden geldiğini söylemek gerek.

Fiyat Düzeyi

Yunanistan’da ve Karadağ’da geçerli olan para biriminin Avro olması, ve Avro/TL kurunun da yüksek olması nedeniyle bu iki ülkede yemek yemenin çok ucuz veya hesaplı olduğunu söylemek zor. Ancak Makedonya’nın ve özellikle de Arnavutluğun bu açıdan çok daha uygun olduğunu söylemek mümkün.

10 thoughts

  1. Kendi ürünlerimize daha çok sahip çıkmalıyız, bu konuda vatandaşlarımızı bilinçlendirmeliyiz.

    1. Doğru, bir bilinçlendirme çalışması şart. Ama konu aslında bireyden, bizden başlıyor. Biz bilinçlenmeli, öncelikle biz sahip çıkmalıyız. İşte bam teli burada, biz ne kadar sahip çıkıyoruz?

  2. Yalnız siz gezerken sıkı takip eden biri olarak bu geziye gıptayla baktım 2 çocukla. Yunanlıların bizim lezzetlere sahip çıkmalarına gelince zaten coğrafi olarak bu kadar yakın 2 ülkede bu kadar etkileşim az bile. Ama baklava bizimdir bizim kalacak arkadaş

    1. Teşekkürler. 🙂 Coğrafyalar yakın olup, yüzyıllar boyunca kültürel ve siyasal etkileşim yüksek olunca, bu durum da biraz kaçınılmaz oluyor. Ama eğri oturup biraz da doğru oturmak lazım. Yunanlar da kanıtlarını koysun, biz de peki diyelim. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir